şubemizçoktur

ben bizzat kendim bir de blog.

karakartal oley!!

-beşiktaşta buluşalım
*yuh olm orası çok uzak manyak mısın?
-neresi uzak olm?
*nası gelecem lan ben oraya. mecidiyeköyde buluşalım.
-hönk?? olm beşiktaş, hani şu vapurla üsküdara geçmiştik ya orası
* haaaaaaa!! tamam lan ben kartalla karıştırdım. beşiktaşta buluşalım.
-yuh!

en iyi okul

geçerken:

bence en iyi okul abc ilköğretim okulu. asansörü vaaaaaaaaaaaar, x vaarr y vaaarrr

soyadı

soyadım boyut olsaydı bu bloğun ismi onuncu boyut falan olurdu.
malçok olsaydı merhaba ben hüseyin malkoç derdim sonra da eklerdim: nüfus memuru yanlış yazmış.
swcznyk olsaydı bu blogun dili Türkçe olmazdı ama tannıştığım Türkler nası yani sesli harf yok mu derlerdi.

ama hiçbiri değil.
kılıç, sadece kılıç. memnunum kendisinden.

beden işçisi

işkurun sınıflandırmasında "beden işçisi" diye bi sınıflandırma gördüm. linke tıklamayanlar size söylüyorum, şöyle diyor:

beden işçisi

[1] Taşıma, kaldırma, istifleme, kürekleme, kazma ve benzeri işleri kol gücü ile kazma, kürek, el arabası ve sokak süpürgesi gibi basit işçilik aletlerini gerekli yerlerde kullanarak çalışan kişi

tamam iyi hoş hacı da beden işçisi ne lan ? dünyanın bütün beden işçileri birleşin ve isminizi değiştirin. kırılmaca darılmaca yok. belki benim fesatlığımdan ama beden işçisi deyince akla başka şeyler geliyor yahu.
adı: şerafettin
mesleği: beden işçisi
düşünsenize bi erkek muhabbetinde adamın şerafettin diye bi "beden işçisi" ne gittiğini. bu beden işçisi rus olsun hatta.
*abi bi beden işçisine gittim geçen offf offff offffff mükemmel!!
-hadi ya! numarasını versene
*535 1234567
-süpersin kanka! adı ne?
*kem küm.... şerafettin...
-neee??????? puahhhahahaha

yaşar ne yaşar ne yaşamaz

yaşamaz.

*şu eğitimi versek
-o neymiş
* şimdi biz burda giremiyoruz ama eğitimi alacak olanlar kendi bilgisayarlarında girebilirler
-nası yani. porno mu?
* yok değil. yasaklamışlar işte.
-hmmm. neyse bunu bi düşünelim.

tanıştırayım: genel müdürümüz seyfettin bey

yok yok şaka. genel müdürümüz değil babam, bildiğin babam. hiç babaya genel müdür denir mi? çok ayıp. ama kobilerde bu iş böyle, genel müdürümüz, üretim müdürümüz, bilmem ne müdürümüz, sadece müdürümüz falan filan. hepsi abi abla karı koca amca enişte anne baba saffet amcanın oğlu ali beyin kızı falan aslında ama yine de bey ya da hanım olmayı tercih ediyorlar. eee kurumsal görünmek zorunda tabi.
benim şirketim olsa ben de öyle yaparım ama yine de garip bişey bu. tamam müdür müdürdür ama bunun bir de akşamı var.

karı: müdür bey yatağa gelir misiniz bir imza lazım.
koca: konu neydi?
karı: gelme, git.

baba: ihracattan sorumlu genel müdür yardımcımız tuzu uzatır mısınız?
oğul: bitirmem gereken bir yemek var. ondan sonra uzatsam?
baba: başlatma yemeğine

abi: üretim müdiremiz bi çay demle de içelim.
kardeş: stoklarda kalmamış. yeni bir yazılım alalım bunun için. su versem?
abi: ben sana gelirken al demedim mi kız? çay için ne yazılımıymış? haddini bil.

dan - dan dannnnnn

davulculuk zor meslek, hele Ramazanda
sen kalk gece 3te başla dan-dan dannnnnn diye.
ama o çalmadan gelip para isteyenler yok mu?
olmasınlar.

absürt // asfalt rıza


belki de abzürddür ya da abzürttür bilmiyorum henüz. fakat gün geçmiyor ki bir saçmalık daha görmeyelim.

sen git fakir ama gururlu delikanlı olarak zengin kızı Filiz Akının gönlünü çal, sonra kıza hava atmaya çalışırken kötü adamları dövsen de kızın yumruğunu ye ve gözün morarsın. olacak iş mi bu sevgili izzet günay?

tamam buna göz yumduk. sonra kırda filiz akınla otururken, filiz akın, ayşe teyze edasıyla çiğ eti nerden bulur "gözünün morluğuna iyi gelir" diyerek? buna cevap verebilir misin?

hadi buna da tamam dedik. o eti adamın gözünün üstünden çalıp derme çatma odanın içindeki eğreti sobada pişirmek kimin aklına geldi? Böyle bir senaryo yazarsan filiz akın elbette "arkadaşlarınız çok komikmiş kuzum. onlarla da tanışmak isterim." der elbette.

şimdi izzet günay: bu senaryoya kaç vereyim on üzerinden, sen söyle.

ama yine de nostalji güzel şey.

irmik helvası

yer pastane-tatlıcı :

- irmik var mı?,
* helva mı tatlısı mı?
-helva
* yok . ali dayının orda vardır kesin.
+ ali dayı?
* ölmüş ya.
+ haa. ölünün helvası da güzel olur ha.
- sen bi sütlaç ver abi. kaç lira
* 3 lira.
-hayırlı işler

e tabi birisi otobüste ölen dedesine ağlarken öbürü ölen çok yakını olmadığı için buna mizah öğesi bile katıyor. ölen kişi çok yakını değilse insanlar "hmm, tüh, Allah rahmet eylesin" demez unutuyorlar ve eğlenmeye devam ediyorlar. bu şekilde bakınca hayvanlık gibi gelse de aslında başka türlü olsa gerçekten yaşamı devam ettirmek zor olurdu heralde. Evet, kesinlikle çok or olurdu.
Ali Dayı'ya Allah rahmet eylesin.

otobüste

- konuştum baba patronla. böyle böyle dedim. tamam başın
sağolsun dedi. geliyorum şimdi.
* ....
- ya daha akşam masadaydık. dedem çok iyiydi. nasıl oldu da..?
neyse kapatıyorum.
yol boyunca ağlamak, ağlamamaya çalışmak, ağlamak
vs....
sessizce kitabımı okudum.

Galata Konak Cafe

Aslında bu yazıyı yazmamam lazım. Çünkü her gidişimizde manzaralı yere geçebilmek için en az 5-10 dakika bekliyoruz. Bugün daha çok bekledik ama sonuçta mekan güzel, manzara güzel, Galata Kulesi, deniz güzel. O yüzden tavsiye etmek de boynumun borcu. Çay 2.5 lira nescafe 6 lira. çok ucuz olmasa da bir çay içip kalkabilirsiniz:)
Galata Konak Cafe'ye gidin ama ben gitmediğimde gidin. Haberleşelim, sıra beklemeyelim:)

bir devrin sonu: güle güle şahin

Resim 1: temsili şahin. bizimki bej ve 06 plakaydı.

vay vay vay!
93 ekimde ya da kasımda evimize gelen güzide şahinimiz gitmiş. boru değil 16 yıl.
daha iyisi de alınır inşallah ama şimdilik hyundaimiz olmuş. Ama bu 16 yıl durmaz heralde, daha kısa sürede yükseltilebileceğini umuyorum.
Güle güle şahin.
güle güle.

iş yapmak

bir iş yapılacaksa, yapılacaktır. -Türkçe'yi seviyorum.-
onu yapmamak için başka bahaneler bulmak, başka uğraşlar edinmek o işlerin yapılacağı gerçeğini değiştirmez.
nedir? zor geliyordur. sevmiyorsundur. bıdı bıdı. fakat ve lakin bunlar bahane değildir. bunlar ancak yapma süresini geciktirir.
eğer hiç yapmazsan da o zaman cezalarıyla yahut yaptırımlarıyla karşılaşmaman için bir sebep yoktur. bu yaptırımla karşılaştığında "bak kuş!" deyip sıvışamayacağını da bilmen gerekir.
tamam hava güzel, kuşlar, çiçekler, vapurlar falan fakat... iş varsa yapmak lazım...

çok enteresan

aslında daha dün gibi gelse de, aradan on yıl geçmiş olması ve bir alt dönemindeki arkadaşının, eve misafir geleceğinden dolayı iftara "eşiyle" birlikte katılamayacak olması çok enteresan.
Çok normal ve çok enteresan. Tezat.

Gülerk Kent

Bir İhsan Oktay Anar kitabında en son karşılaşmayı umduğum karakteri sorsalar muhtemelen süpermen aklımın ucundan geçmezdi.
Ama geçmeliymiş.
via.

Transendental

Alkol alınca konuşulmaya başlanan konulara Transendental diyoruz. via


Bu madde, madde bağımlısı ndan en Kantçı 10 kavram başlığından alıntı. Transendentalin Türkçesi ise aşkın demekmiş. Yıllar yılı felsefi metinleri "baba naber?" dercesine rahat bir şekilde konuşmak, anlamak, anlatmak istedim mamafih olmadı. ve bugün, bir felsefi terimin anlamını son derece halk diliyle yazılmış bir şekilde gördüm. ne mutlu bana.

*demekki neymiş ramazan?
-neymiş abi?
*Ramazan'da transendental olmayacakmışız ramazan
-o ne abi? trans mrans
*içkinin içine kattıkları bi madde heralde. transa geçesin diye. çaktın?
-tamam abi. ayıp ettin. bir yıl içinde bir ay trans entel olmam ben de yahu
*afferin ramazan


somali için iftar vakti

*fakirlere iftar verilecek
-nerde
*afrikada
-orda nerde
*vereceksen ver vermeyeceksen verme
-yok vermeyim.
+ben kimse yokmu kom'dan veririm.
*tabi o da var ama bi de hedefler var :) kesinlikle benim
değil bir arkadaşın hedefi.
*ben zaten senin vermeyeceğini biliyordum. nezaketen
sordum.
- çok naziksin
yahu bu kişileri anlamak zor, kayıtsız şartsız ona güvenerek dünyanın herhangi bir yerinde, varlığından haberdar olmadığım insanların, muhtemelen var olan fakirlere yardım edeceği iddiasına inanmam gerekiyor. Ve bunun için benden "nezaketen" istenen 5 lira. Bir başkasının tahminimce "öteki" olmamak için verdiği beş lira. ve nezaket. ve hayır-hasenat-sevap falan. yok ya!
gerçekten grup/cemaat içindekilerin mecburi oluşu gibi doğrudan değil, insan gibi söylense - ki bu da" şurda şunun tarafından şunlara yettiği kadar iftar verilecek." şeklinde oluyor.- verirdim belki beş lira da on lira da, ama olay öyle değil işte.
neyse. şarkı dinleyelim neşemiz yerine gelsin. ne gelsim. yasemin mori gelsin. şarkıyı siz seçin.

küçük yuppi veyahut le petit yubbie ya da sadece oyuncak

millette yetenek var yapıyor azizim. bak gençler düşünmüş taşınmış oyuncak yapmış. mağazanın adı le petit yubbie veyahut küçük yuppi. eminim daha karizmatik bir anlamı vardır ve ben bilmiyorumdur. neyse güzel işler. afferin.

bu oyuncak mevzusu enteresan şimdi. çinden adam getirtiyo ne alırsan 1 milyon. onu yapmayan seri üretim yapıyor 5 milyon. bir de marka olup 10-20-30-40-50 vs milyona satanlar var. bu marka dediklerimin adını hatırlamasam da tasarımları hakkaten güzel. hep derim ulan sırf tasarımıyla bu paraya sattıkları ithal oyuncaklar defterler vsye rakip bi türk çıkmıyor mu diye. bak yine dedim.
türklerden çıkanlar böyle el işi yapıyorlar. ben marka olanının görmedim henüz. e tabi o da pahalı oluyor ya da pahalı geliyor bana bilemedim. cundada görmüştüm el işi bebekler falan satan bir yer onlar da pahalıydı. sanırım sorun el işine değer vermekle alakalı ya da o emeği hissetmekle. hissettiğim an bir şeyler alacağım:)
pahalı demişken hesap yapayım dedim şu çıktı ortaya. 50-60 liraya çok diyoruz ama bir kişi süper seri olmadığı takdirde bir günde 2 tane o 60 liralık oyuncaktan üretse ve 30 gün durmadan çalışsa eline maliyetler hariç 3600 lira geçecek. ki normalde 22 iş günü dersek o zaman bu para olacak 2640. hem emek, hem zev, hem de özel bir hediye olayı var olunca aslında öyle bir iş yapan işinin ayda bu kadar para kazanması hak değil de nedir? istanbulda yaşıyorsa zaten para ancak yeter. işin içine vergiler girerse o zaman yanarlar. bu açıdan bakınca hemen bir şeyler alası geliyor insanın. ama yok 2 değil 10 tane üretiyorsa her türk gibi hemen tekrar hesaplamaya başlar pahalıymış yahu derim.
bu arada petit yubbie yi küçük yuppi yapınca yaptığı serbest çağrışım küçük züppeler oluyor. bu da güzel isim.
neyse siz gidin oyuncak alın. via

efrasiyab

efsanevi buyucu hükümdar. sahnamede iranlıların karşısında yer alır. ölüm
meleğinden kaçmak için yer altında yaptığı bin sütunlu sarayına sığınır. öyle
bir saraydır ki burası içerisinde kendi güneşi ve ayı bile vardır. ama bütün
kudretine rağmen efrasiyab, ölüm meleğiyle yaptığı mücadeleyi kaybeder. bu
hikayenin bugünkü semerkant'ın yanıbaşında kurulu olduğu efrasiyab tepelerinde
geçtiğine inanılır.


via

demek ki ölümden kaçılmıyormuş. haftasonu palermo shooting diye bir film vardı. onda da benzer bir konu vardı. azrail benden korkma, beni bir kötülük olarak değil iyilik olarak gör diyordu başroldeki abiye. sonunu tam anlayamasam da fena film değildi.

işte öyle. efrasiyab, palermo, kuşlar, falan.